Korkma, ben varım...
Her şeye rağmen yanındayım ve tutacağım ellerini. İstersen hiç bırakmam... Yanında bir başkasının olmasını istersen sorun değil, ben beklerim seni. Düştüğünde tutabilmek için... Yeter ki gözlerin gülsün onun yanındayken. Eğer seni terk ederse ben yanında olacağım ve yaralarını saracağım, sen istediğin sürece.
Korkma, ben varım...
Koruyacağım seni tüm kötülüklerden, insanlardan. Elini uzatman yeterli... Hadi, ver elini bana. İncitmeyeceğim seni. Geçmiş, geçmişte kalsın sen gel benimle. Söz sana sileceğim gözyaşlarını ellerimle. İstediğin her sözü verebilirim sana, hiçbirini laf olsun diye söylemem ama merak etme. Benim isteğim sensin, senin iyiliğin... Bak hadi gözlerime.
Korkma, ben varım...
Canını yakanlar kadar güzel cümleler kuramam belki sana, ama kalbimi açarım sonuna kadar, korkmadan... İstediğin kadar geri plana at beni, dedim ya yeterli hayatında olmak. Sadece şimdilik ver elini ve mutlu et beni. Mutluluk, adınla hecelensin dudaklarımdan...
Korkma, ben varım.
Yalnızlığı sil dünyamdan, bunu sadece senin varlığın yapabilir. Güzelleştir dünyamı, bunu yalnız senin ellerin yapabilir. "Bana ne olacak?" deme, korkma. Yanında kalacağım ölünceye dek sevgili.
Korkma, ben varım...
Eğer gidersen ben kalırım bıraktığın yerde. Kalbim gelir peşinden merak etme... Tek bir isteğim var senden sevgili hatıralarını bana bağışlar mısın gitmeden?
"... Ama korkma ben varım, hatıraların en güzel tarafı, onları sizden kimsenin alamayacak olması. Ben varım, sen hatıralardasın artık benim için. Hatırlar benimle, sen benimlesin. Git gidebildiğin yere.
Korkma ben varım, varlığım varlığına armağan."
alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ağustos 2012 Perşembe
26 Temmuz 2012 Perşembe
"Ben çocukken o kadar sessiz ağlardım ki, bazen kendim bile fark etmezdim ağladığımı. Çoğu zaman gölgelere saklanırdım. İnsanların içine çıkınca da hep şirin, o başı okşanmak isteyen sevimli kız olurdum. Ben hep kendimi nasıl sevdirebileceğimi düşündüm, hiç kimsen yoksa kendini sevdirmek zorundasındır.
Babalarından şikâyet eden kızları can kulağıyla dinlerdim hep. Benim kavga edecek bir babam olmadı. Bana bağırıp çağıracak sonra da pişman olduğunda gelip ne diyeceğini bilemeyecek bir babam olmadı. Giydiklerime karışan bir babam olmadı. Okuduğum kitapları, seyrettiğim filmleri, dinlediğim müzikleri gizlice kontrol eden bir babam olmadı. Eve beş dakika geç kaldığımda başıma bir iş gelmiş olabileceğini düşünen bir babam olmadı. Erkek arkadaşım olduğunu öğrendiğinde dünyası yıkılan bir babam olmadı. Çevremin beni kötü yola düşürmeye çalışan adamlarla dolu olduğunu düşünen bir babam olmadı.
Bütün kızların vardı, kavgalı olduğu bir babası ve hepsi bütün o kavgalardan sonra dönüp dolaşıp yine barışmışlardı babalarıyla. Birbirlerini anlamış, her şeyi affetmiş, eski günlere dönmüşlerdi. Çünkü bir kızın kalbi her zaman babasına aitti, babanın kalbi de kızına. Benim hiç kalbim olmadı..."
Etiketler:
alıntı,
behzat ç.,
benim hiç kalbim olmadı,
şule
15 Haziran 2012 Cuma
Pardon, bakar mısınız? Siz, evet. Acaba, sakıncası yoksa sizi sevebilir miyim? Uzun zamandır tatmıyorum bu duyguyu. Sevmek istiyorum sizi. Çıkarsız... Hem belki siz de beni seversiniz belli mi olur? Hayatın bu kadar boş ve saçma oluşuna farklı anlamlar yükleriz belki. Beraber güler, ağlarız. Hoş olmaz mı? İnsan mutluluğunda da mutsuzluğunda da bir omuz arıyor yanında. Mutluluk dediğime bakmayın öyle bir şey olduğuna pek inanmıyorum aslında. Ve size bir sır vereyim mi bayım? Hani huzur, huzur deyip duruyoruz ya işte o hissizliğin en üst seviyesi. Şş! Duymasın ama kimse. Kimse uyanmasın uykusundan... Kimse benim gibi gerçekleri fark edip de berbat bir hale gelmesin. Belki siz de benim kadar berbat haldesinizdir. Eğer öyleyse yaralarımızı beraber sarabilir miyiz? Evet bayım, sevmek istiyorum sizi. Müsadeniz var mı buna? Daha önce kimseyle paylaşmadığım şarkılarımı sizinle dinlemek istiyorum. Sizinle hissizliğin en üst seviyesini yaşamak istiyorum. Eğer kabul ederseniz sizi terk etmem bayım. Bu konuda endişeniz olmasın. "Beni ne kadar tanıyorsunuz?" diyebilirsiniz, sizi anlarım. Şuan karşımda olduğunuz kadar tanıyorum sizi... Az tanıyorum... Hakan Günday'ı bilir misiniz? Aynı isimde bir romanı var. Orada diyor ki;
"... Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az, dediğin küçücük bir kelime. Sadece "A" ve "Z". Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."
Çok güzel değil mi? Okurken kaybolmuştum bu cümlelerde. Belki şimdi de aramızdaki her şeyi aşıp kavuşmuşuzdur birbirimize... Ne dersiniz bayım? Müsaitseniz sizi sevebilir miyim? Canınızı yakmamak için elimden geleni yapacağım, yaralarınızı saracağım. Yüzümde maskeleri sizin yanınızdayken çıkaracağım. Siz de yapar mısınız aynısını? Yaparsanız beni çok memnun edersiniz. Beni memnun etmek zor değildir bayım. "Hoşça kal" demeyin yeter. Eğer sıkılıp da giderseniz bana "hoşça kal" demeyin. Her şeyin bitişini ifade eder o kelime benim için. Hem bunu demeden giderseniz geleceğiniz ümidiyle oyalanırım bir süre. Ümitler olmadan hayat daha da boş oluyor. En azından hayatımı sürdürebilmem için boş birkaç ümidim olur. Hem belki dayanamaz geri gelirsiniz bayım. Düşüncesi bile iyi benim için. En başta da dediğim gibi bir çıkarım yok sizden yana. Her şeyini kaybetmiş bir insanın ne gibi bir çıkarı olabilir ki zaten? Hayır, hayır kaçırmayın gözlerinizi benden. Söylediklerimde ne kadar içten olduğumu anlamam için gözlerime bakmanız yeterli. Eee bayım? Siz bir şey söylemediniz hiç. Müsait misiniz, sevebilir miyim sizi? Kabul ediyorsanız parmaklarınız parmaklarıma değsin. Hayata birlikte boş anlamlar yükleyebilir miyiz? Hadi tutun elimi...
"... Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az, dediğin küçücük bir kelime. Sadece "A" ve "Z". Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."
Çok güzel değil mi? Okurken kaybolmuştum bu cümlelerde. Belki şimdi de aramızdaki her şeyi aşıp kavuşmuşuzdur birbirimize... Ne dersiniz bayım? Müsaitseniz sizi sevebilir miyim? Canınızı yakmamak için elimden geleni yapacağım, yaralarınızı saracağım. Yüzümde maskeleri sizin yanınızdayken çıkaracağım. Siz de yapar mısınız aynısını? Yaparsanız beni çok memnun edersiniz. Beni memnun etmek zor değildir bayım. "Hoşça kal" demeyin yeter. Eğer sıkılıp da giderseniz bana "hoşça kal" demeyin. Her şeyin bitişini ifade eder o kelime benim için. Hem bunu demeden giderseniz geleceğiniz ümidiyle oyalanırım bir süre. Ümitler olmadan hayat daha da boş oluyor. En azından hayatımı sürdürebilmem için boş birkaç ümidim olur. Hem belki dayanamaz geri gelirsiniz bayım. Düşüncesi bile iyi benim için. En başta da dediğim gibi bir çıkarım yok sizden yana. Her şeyini kaybetmiş bir insanın ne gibi bir çıkarı olabilir ki zaten? Hayır, hayır kaçırmayın gözlerinizi benden. Söylediklerimde ne kadar içten olduğumu anlamam için gözlerime bakmanız yeterli. Eee bayım? Siz bir şey söylemediniz hiç. Müsait misiniz, sevebilir miyim sizi? Kabul ediyorsanız parmaklarınız parmaklarıma değsin. Hayata birlikte boş anlamlar yükleyebilir miyiz? Hadi tutun elimi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)