4 Temmuz 2012 Çarşamba




"Onun yanında olamadığım zamanlar hiç kendim gibi olamadım. Ama şimdi bakıyorum da orada hiç yokmuş ki, hiç olmamış yani. Ne kadar komik değil mi?"

--dedi. Sadece yapmacık ve acı bir gülümseme oluştu suratımda, hiçbir şey dökülmedi dudaklarımdan. Çok acı çekmişti ama onunla tanıştığından beri gözlerinin içi gülerdi oysaki onun, şimdiki hali berbattı resmen, hem ne söylesem saçma kaçacaktı hem de konuşmam için erkendi... Konuşmaya devam etti;

"Kendimi hep saklamıştım ben, benliğimi yaşamamıştım sırf yara almayayım diye. Yaşadıklarımı az çok biliyorsun. Kapalı bir kutuda saklanıyordum, açtı ama bak dağıldı her bir parçam. Ne yaşadığım şeylerin, ne yediğim yemeğin, ne içtiğim içkinin anlamı kaldı. Sakın bana "her şey düzelecek geçecek" deme. Geçmeyecek biliyorum. Zamanla kabuk tutsa da o yara hep orada kalacak, siz unutsanız da ben yerini bileceğim."

Gidenin ne kadar büyük bir boşluk yarattığını ve onu ne kadar iyi anladığımı fark ettim o an. Ben de böyle olmuştum hayatımı üzerine kurduğum temel yitip gittiği anda. Gerçi hala öyleydim ama öğreniyordum artık yaramla yaşamayı. Onun da dediği gibi "yerini biliyordum" ama dokunmuyordum tekrar, kimse de dokunmasın diye de hırçınlaşıyordum işte çoğu zaman. Bir süre sustuk. Sonra gözünden 1-2 damla yaş geldiğini fark ettim ve elimle sildim gözyaşlarını. Birini anlamanıza, ne yaşadığını hissetmenize rağmen bazı anlarda hiçbir kelimenin geçersiz olduğunu, susmanın konuşmaktan daha gerekliğini olduğunu öğrendim. Ben konuşsam daha çok savaşacaktı duygularıyla, bastırmaya çalışacaktı ama konuştu, sadece konuştu. Gözyaşlarını silmemle anladı belki de demek isteyip de diyemediklerini.

"Bir gün döner mi? Yaşadıklarımızı bence o da unutamaz. Hem böyle bitmesi çok saçma. Onun için sayfalarca yazdım ben, yazdıklarım gerçekti benim. Yazarken bile onu hissettim. Neden böyle oldu? Neden? O yazıları ve fotoğrafları yakmak geliyor içimden. Hislerimi de yakabilsem
, beni yakan hislerimi ben de yakabilsem ya... En son kimin için bu kadar ağladığımı biliyorsun, adını anmak istemiyorum. Birine değer vermem mi aptallıktı? Anılarımız geçiyor sürekli gözlerimin önünden, cam parçası gibiler acıtıyorlar, kanatıyorlar... Etrafımdaki her şey kırık ve dökük sanki benim gibi, bizim gibi..."

Sarıldık...

Hiçbir zaman tam anlamı ile geçmeyecek evet ama zamanla daha az acıtacak hale getirmek senin elinde. İnkar etme yaşananları, kabullen, kabullen ki zamanla toplayalım o kırıkları. O hiç yoktu belki ama bak sen buradasın, yanımdasın. Sil gözyaşlarını. Demek istedim ona ama açamadım ağzımı. Bazen saatlerce susmazdım oysa. Konuşulacak gibi bir gece değildi ve gece kadar suskundum ben de. Sonra o da katıldı suskunluğumuza... Ağlamasının yarattığı hıçkırıklarla birlikte gecenin içine sığındı ve uyuya kaldı öylece, rüyalarıyla baş başa kaldı. Ben ise düşüncelerimle ve yerini bildiğim yaramla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder